Küçük Pencere

Küçük Pencere’den Türkiye ve Dünya

Küçük Pencere header image 2

Cumhurbaşkanlığı’nda Uzlaşma

25 August 2007 · Yazar: MCK · Yorum Yazılmamış

Türkiye değişik bir ülke.

Seçim sonuçlarının açıklandığı gece, Başbakan televizyonlarda. Her iki kişiden birinin oyunu almış. Muhtemelen küçük çapta bir heyecan fırtınası yaşıyor. Fakat böylesine bir zaferin sarhoşluğu içinde değil. Bize oy verenler kadar, vermeyenleri de anlıyoruz, hassasiyetlerini biliyoruz; dikkat edeceğiz, diyor. Hemen peşinden Cumhurbaşkanı seçimi konusunda konuşmaları oluyor. Adaylar üzerinde partilerle görüşeceğiz, uzlaşma arayacağız, diyor. Seçimden birkaç gün önce de bunları söylemişti; demek ki samimi, seviniyoruz.

Seçimden kısa bir süre sonra, beklenmedik bir gelişme oluyor: MHP Genel Başkanı Bahçeli, bir soru üzerine halk bize muhalefet görevi verdi, AKP adayını çıkarsın, seçsin, bize bulaşmasın; biz oylamada yerimizi alacağız, diyor. Bu ne demek? Biz 367 sorunu yaşatmayız, buyrun, adayınızı çıkarın, seçin; uzlaşmanıza gerek yok, peşinen adayınızı kabul ediyoruz. Seçim meydanlarında AKP’yi Yüce Divan’a göndermek için oy isteyen MHP, AKP’ye açık çek mi veriyor? Anlamıyoruz…

Aradan günler geçiyor. Bir gün adaylar deniyor, öbür gün Abdullah Gül üzerine sorular soruluyor. Erdoğan, Abdullah Bey’in tercihi benim için çok önemli diyor. Yani, uzlaşma konusunu, Abdullah Bey’in kişisel tercihine mi bağlıyor? Kimse bir şey anlamıyor. Yine bir seçim-uzlaşma toto başlıyor gazete köşelerinde. Başbakan’ın bu sözlerini nasıl “okuyoruz” türünden televizyon programları devam ediyor.

Abdullah Gül fazla konuşmuyor, konuştuğunda da meydanların isteğini görmezden gelemem diyor. Tam da bu sırada Erdoğan’ın üstü kapalı bir şekilde aday olmamasını istediği, en azından bunu dilediği konuşuluyor. Kendi aralarında çeşitli görüşmeler, zirveler yapılıyor. Bir anlaşmazlık, bir görüş ayrılığı olduğu izlenimi ortaya çıkıyor.

Günlerden bir gün, Abdullah Gül’ün adaylığına karar veriliyor. Ancak bu sefer şamatalı tezahüratlı grup toplantıları yapılmıyor. Gül bir MYK toplantısı sonrasında partilerden randevu istiyor. Randevuyu Erdoğan’dan bekleyen partiler, MHP’nin tavrı ile birlikte kendini garantiye alan Gül’den randevu talepleri alıyor.

CHP’nin uzun bir düşünme süresi sonrasında reddettiği ziyareti diğer partiler kabul ediyor. MHP, DSP, DTP bu görüşmelerden sonra Abdullah Gül’ü desteklemeyeceklerini, bazıları uygun dahi bulmadıklarını, bazıları bazı talepleri olduğunu söylüyor. CHP bu randevuyu kabul etmediği için eleştiriliyor. Kabul edip neyi görüşecekse? Biz sizi onaylamıyoruz diyecek, Gül de çekilecek mi?

Bu arada Gül durmuyor, meslek örgütleri, barolar, sendikalar, gezip dolaşıyor. Hemen hepsinde güleryüzle karşılanıyor, bir kısmı destek mesajını açıkça ifade ediyor. Zaten iş bitmiş, en kötü ihtimalle üçüncü turda seçim garanti, gösteri gibi, sanki birilerini kandırmaya çalışır gibi bir takım ziyaretler yapılıyor.

Bu ziyaretler sonunda hiçbir partiden destek alamayan Gül için AKP çevreleri uzlaşma işte buydu, sağlandı, türünden mesajlar veriyor. Gül gittiği yerlerde yakın tarihte ilk kez laikliğe bağlı kalacağına dair taahhütler veren bir cumhurbaşkanı adayı oluyor. Neden böyle sözler söyleniyor, kendinizden şüpheniz mi var, diye düşünmeden edemiyoruz.

Neyse, AKP’nin uzlaşma görüntüsü verdiği bu adaylık sürecinde, büyük gazeteler yumuşak tepkilerle Başbakan’a asıl taahhüt ettiği uzlaşmayı hatırlatıyor, bazıları MHP’nin tavrından bahsediyor, ancak genel hava, gerçek havayı yansıtmıyor. Biz neden seçime gittik, Gül’e karşı tepkiler neydi, Gül’ün geçmişinde neler olmuştu, halen kapanmamış davaları mı vardı, eşi Türkiye Cumhuriyeti’ni laiklik ilkesini doğrudan ilgilendiren bir sebeple AİHM’ye dava mı etmişti, pek üzerinde durulmuyor. Gül’ün güleryüzü herkesin gönlünü mü fethetti nedir, anlayamıyoruz.

Tüm toplumu kucaklayacağını söyleyen Gül ziyaretlerine devam ederken, Başbakan Gül’ü beğenmeyen çeksin gitsin diyor, sonra yok öyle demedim diyor. MHP’de bir sessizlik, “ilkeli” bir duruş devam ediyor.

Anlamıyorum, Türkiye garip bir ülke. Siyaset tuhaf, söylenenler üç günde unutuluyor. MHP de unutuyor, AKP’de… Sonra CHP yalnız kaldı deniyor. Pekala, CHP yalnız kaldı. Ne yaparken yalnız kaldı? Hakkında çok ciddi ve geniş taban bulan şüpheler bulan bir cumhurbaşkanı adayına karşı tavrını değiştirmeyerek yalnız kaldı. Varsın kalsın. Ben öyle yalnızlığa razıyım. Ne yapacaktı? MHP 367 diye bir sorun bırakmadı, bari ben de gireyim meclise mi diyecekti?

MHP ne yaptı? Bence korktu, çekindi. 367 yüzünden yeni bir seçim gündeme gelirse, ben de oy kaybederim, AKP bu sefer %70 alır diye korktu. Oysa şu meclise girme konusunda baştan bir teslimiyet olmasaydı, neler olurdu? AKP öncelikle ve mecburiyet karşısında gerçek bir uzlaşma aramak zorunda kalırdı. Uzlaşma sağlanamaz, Gül aday olsa dahi, MHP meclise yine girebilirdi. Fakat ben buna pek ihtimal vermiyorum, AKP uzlaşmak zorunda kalırdı. O çok lafını ettiğimiz, bir ara Başbakan’ın da ağzından düşmeyen uzlaşma, MHP sayesinde bitmiştir, ortadan kalkmıştır. MHP bu saatten sonra Abdullah Gül’ü uygun bulmuyoruz demiş, bir faydası yok. Siz seçtiniz Abdullah Gül’ü. Bir anlamda, “uzlaştınız”.

AKP siyaset oyununu çok mu iyi oynuyor, yoksa karşısında iyi bir rakip mi yok? Bence AKP’ye her türlü fırsat veriliyor. Medya desteği, “demokratikleşme”, “normalleşme”, “merkezdir” söylemleri eşliğinde, AKP’ye sonsuz kredi veriliyor. Muhalefet etkisiz kalınca, zafer kaçınılmaz oluyor…

Yeni Cumhurbaşkanımız herkese hayırlı olsun…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Etiketler: · , , , , ,

Konular: medya · siyaset

Yorum Yazılmamış ↓

  • Bu yazı için henüz yorum yapılmamış... İlk yorumu siz yazın.

Yorumunuzu Yazın