Artık canımıza tak etti. Ne olacak bu memleketin hali?
Bir iktidar partimiz var, yaklaşık beş yıllık icraattan sonra, %46 oyla yeniden tek başına seçilmiş. Gerek önceki iktidarının son zamanlarında, gerekse yeni dönemde ne yaptığını bilmez bir halde bocalıyor, bir öyle, bir böyle derken, Türkiye zaman, para ve prestij kaybediyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi kapıya dayanınca, o zamanın tek muhalefet partisi diyor ki, bu seçimi yapmak için 367 mevcut gerekir. Kulak asmıyorlar ama bir yandan da tereddüt var. Seçim sırasında yoklama istemek için TBMM Genel Kurul Salonu’na giren CHP’lileri gören Meclis Başkanı Arınç, “Gördüm sizi, sobe, sayıyorum bak ha… Yazın, Ahmet, Ali, Veli, Aysel salonda. Saydım sizi, canıma değsin!” diyerek 367′yi tamamlamaya çalışıyor. Yok, olmuyor; muhalefetin dediği çıkıyor, cumhurbaşkanı seçimi yapılamıyor, genel seçim kararı alınıyor.
Bu arada öfkeleniyorlar elbette. 340 milletvekiline rağmen dayatma yapamadıkları için. Öfkeyle kalkıp Anayasa değişikliği yapıyorlar; acilen, düşünmeden, hesaplamadan… Referandumun ne zaman olacağına bakmadan, 11′inci Cumhurbaşkanı’nı halkın seçeceği bir Anayasa değişikliği. Hem parlamenter rejime aykırı bir düzenleme ile, hem de tarihler açısından kargaşa yaratacak bir takvim ve yazım ile…
Genel seçim yapılıyor, 11′inci Cumhurbaşkanı MHP desteği ile uzlaşmasız, dayatma ile seçiliyor. Üniversiteler, hukukçular, muhalefet partileri uyarıyor: Arkadaşlar, bu referandum işi sakatlık çıkarır, düzenleyin!
Yok, yine yok. Cevap vermiyor, “işlerine bakıyorlar”. Nasılsa Başbakan herkes kendi işine baksın istiyor.
Sonuç: Fiyasko, skandal, kaos, kargaşa. Salı günü Başbakan sorulara cevap veriyor: 11′inci Cumhurbaşkanı zaten seçildi, Anayasa değişikliği normal seyrinde devam eder… Perşembe günü AKP harekete geçiyor, 11 Eylül 2007′den beri gümrük kapılarımızda oylanan anayasa değişiklik paketinde değişiklik yapmaya kalkıyor. Ne oldu ki salıdan perşembeye?
Yahu sayın AKP yetkilileri! Biz sandığa gidelim, oy verelim. Verdiğimiz oyun anlamını sonradan belirleyin! Olacak iş mi? Olur, olur. Burası Türkiye!
Bari şöyle yapalım. Genel seçimlerde halk renksiz, sivil, karşılıkları olmayan kutulara rastgele mühür bassın. Seçimden sonra kutuların hangi partilere karşılık geldiğine karar verilsin. Hatta olmadı, kura çekilsin!
Bir taraftan aynı AKP, anayasayı toptan değiştirmeye hazırlanıyor. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi konusu orada da var. Yakın zamanda onun için de referandum olacağı söyleniyor. Bir referandum 200 milyon YTL civarı bir masrafla yapılıyor. Şimdi bu parayı neden fazladan harcıyoruz? Şu anda acilen bu değişikliği gerektiren bir durum mu var? Cumhurbaşkanı seçildi. Genel seçim yeni yapıldı (anayasa değişikliği dört yılda bir seçim maddesi de içeriyor). Üstelik istersen istediğin zaman erken seçim yapma yetkin de var. Öyleyse bu 200 milyon YTL neden harcanıyor? Anlamı ne?
Hukukçular uyarıyor, YSK’dan bir ses çıksa diye herkes bekliyor; günler geçiyor, siyasette bocalama, kargaşa, fiyasko devam ediyor. Gümrük kapılarında oy verme işlemi ise sürüyor. İnsanlar neye oy veriyor, belli değil!
Bu arada, AKP’nin bir de evlere şenlik “Sivil AKP-Tayyip Erdoğan Anayasası” planları var, onlar da devam ediyor (mu?). Yöntem, içerik, öyle mi, böyle mi, derken, bu işi de yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar. Başbakan ayrı telden, ekibi ayrı telden çalıyor. “Herkes işine baksın, otursun yerine” derken, “katılımcı“, “demokratik“, “uzlaşmacı” bir süreç ile anayasa hazırlıyor AKP! Aman ne güzel! Referandum ısrarı ile bu konuları biraraya getirince, sanki bu anayasa işinde çuvallama ihtimali AKP çevrelerinde de ağır basıyor diye düşünmeden edemiyor insan. Yoksa zaten birkaç ay sonra toptan değiştireceğin bir anayasada tam yedi yıl sonrası için neden değişiklik yapsınlar ki?
Gelelim Muhalefete
CHP genel olarak dökülüyor. Koltuğunu bir türlü bırakmayan ve bu tavrı ile seçimlerde adeta AKP’ye fayda sağlayan Deniz Baykal, muhalif sesleri partiden atıyor. Taşra teşkilatlarında görevden almalar birbirini izliyor. Şükürler olsun, AKP o kadar beceriksiz davranıyor ki, CHP’nin siyasi konularda söyleyeceği çok şey var; elleri boş kalmıyor. Yine de bu ortamda CHP’den etkili bir muhalefet beklemek biraz hayal gibi oluyor…
CHP’nin seçimde aldığı sonuç ve Cumhurbaşkanı seçimi sırasındaki “küskün” tavrı nedeniyle işte Anamuhalefet görevini alacak parti: MHP! şeklinde takdim edilen diğer muhalefet grubu, önce Abdullah Gül’ün seçilmesine destek oluyor, sonra köşesine çekiliyor. Olgun olun, devlet adamı gibi davranın, kriz çıkarmayın, tamam da, seçim meydanlarında AKP’yi Yüce Divan’a göndermek için oy istemiştiniz, bari biraz da muhalefet yapsanız? Neredesiniz Devlet Bey? Anayasa konusundaki tavrınız nedir? Devam eden süreç konusundaki değerlendirmeniz nasıl?
DTP eline geçen tarihi fırsatı “yemişim ben fırsatı, girdik meclise, gelsin tezkere” edasıyla neredeyse kaçırmış durumda. Türkiye’nin Partisi olacağım derken, son katliam üzerine yaptığı yorumlarla artık kendi bölgesinin partisi olmaktan bile çok uzak. Dağdaki kardeşlerine terörist demeyenler, köydeki kardeşlerinin katliamına da tepki veremezse, biz bu DTP’yi nasıl destekleyeceğiz? Nasıl olacak da, baraj sorununu aşıp meclise girmeleri, sorunları bu yüce çatı altına taşımaları iyi oldu diyeceğiz? Hangi söylemine güvenerek DTP ırkçı-ayrımcı parti değildir, PKK’nın uzantısı değildir diye düşüneceğiz?
DSP genel olarak sessiz, sakin, gücü az. Bağımsızların sesini duyurması zaten çok zor.
Bütün bu ortam içinde, zaman akıp gidiyor. Cari açık büyüyor, erik ile hesaplanan enflasyon yüzümüzü güldürüyor. İşsizlik almış yürümüş, kime ne? Biz öğretim üyesi olmayan üniversiteler açalım, gerisi hikaye…
İktidarı, muhalefeti… Bu memlekete zarar veriyor, görevini yapmıyor. Alternatif çıkmıyor, sistem çıkmasına engel oluyor. Liberallerle Cumhuritçilerin takımları maç yapıyor, halk kıvranıyor.
Varsın olsun, dolar düşüyor.

Yorum Yazılmamış ↓
Bu yazı için henüz yorum yapılmamış... İlk yorumu siz yazın.
Yorumunuzu Yazın