Son iki gündür gündemde bir uzlaşma var. Akil adamlar, uzlaşalım, görüşelim, olur, olmaz, her kafadan bir ses çıkıyor.
Uzlaşma iyidir, güzeldir.
Uzlaşma için temel ilkeler üzerinde mutabakat gerekir.
Uzlaşma için karşısındakini dinleyen, dikkate alan taraflar gerekir.
Kimler uzlaşacak, oradan başlayalım.
Yargı da dahil herkes bir adım geri atsınmış. Yargı nasıl geri adım atar? Bunu söyleyenler, yargıyı siyasi parti mi sanıyor? Yargı bağımsız, tarafsız, nesnel olması gereken bir mekanizmalar bütünüdür. Olaylara ekonomik kriz, siyasi kriz, uzlaşma vb. pencerelerden bakamaz. Bakarsa, tarafsızlığını, bağımsızlığını kaybeder. Yargı nasıl uzlaşır? AKP hakkında yasalar gereği kendisini görevli gören başsavcı iddiasını geri mi alsın? Anayasa gereği usül ve esaslara uygun bulduğu takdirde AKP’yi kapatma istemiyle yargılamakla görevli olan Anayasa Mahkemesi, “hayır biz uzlaştık, yargılamıyorum” mu desin? Yargıdan ne istiyorsanız, açıkça bir söyleyin bakalım da, ona göre tartışalım.
Ergenekon konusu da parti kapatma davasından farklı değil. Hukuken bazı tartışmalar ve polisin gerilimi artıran uygulamaları olmakla beraber, bir soruşturma varsa, bu soruşturma neyi gerektiriyorsa o yapılsın. Tarafsız, kararlı, nesnel bir şekilde. Bir çete varsa, bu çete işine kimler karıştıysa hepsi tespit edilsin ve yargılansın. Burada nasıl geri adım atılır, onu da anlamıyorum. Olsa olsa, biz bu adamları zaten haksız yere toplamıştık, şimdi uzlaştık salıveriyoruz denebilir ki, böyle bir “geri adım” Türkiye’de tüm sistemin sonu demektir.
Gelelim siyasilere. Başta iktidar partisi olmak üzere, bugün “kriz” adını verdiğimiz durumun oluşmasında tüm siyasilerin sorumluluğu vardır, doğru. Uzlaşma iyidir, o da doğru. Fakat ne üzerinde uzlaşacaklar, onu anlamıyorum. Biraraya gelip, biz karar verdik, parti kapatma davası ve Ergenekon soruşturmasına son veriyoruz gibi bir açıklama mı bekleniyor? Karar verdik, Anayasa Mahkemesi’nin masasındaki türban değişikliğini için şu kararı verdik, mahkemenin işi kalmamıştır mı diyecekler?
Sonuç olarak, ortada uzlaşılacak bir durum yok. Bazı gerçekler var:
1. Türkiye’de bağımsız yargı görevini yapmalıdır. Bunun uzlaşması olmaz.
2. Yargıya taşınmış bir kapatma davasına sonradan engelleme yapılmaz.
3. Yüksek Mahkemenin masasında duran bir türban davası yok sayılamaz, ortadan kaldırılamaz, mahkemenin kararına ipotek koyulamaz.
4. Gerilimi düşürmeyi “amaçlayan” her türlü “uzlaşma”, bu saatten sonra ancak hukuka müdahale, süreçleri rayından çıkarma, hukukun üstünlüğüne darbe anlamı taşır.
Uzlaşacak bir durum yok ama, bazı sakatlıklar var.
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay kapatma davası üzerine daha sekiz aydır içinde bulunduğu partiyi gözü kara bir şekilde savunmak adına, bu dava Ergenekon soruşturması yüzünden açıldı gibilerinden tuhaf açıklamalar yapmasaydı;
Başbakan bu dava milletin iradesine karşı açılmıştır gibi sözler söylemeseydi;
Bülent Arınç hazretleri Başsavcı’ya ölümü hatırlatmasaydı;
AKP yönetimi davaya engel olmak yerine (nasılsa laiklikle bir problemleri yok ya) savunma hazırlamaya odaklansaydı, başlamış maçın kuralını değiştirme sevdasına kapılmasaydı;
bu gerilim olur muydu? Uzlaşma çağrıları gerekir miydi? Uzlaşacak bir durum yokken çaresiz kalan baskı grupları bu açıklamaları yapar mıydı?
Demek ki, uzlaşma aramak yerine, yargıdaki tüm konular için sonuçları beklemek, gerekiyorsa savunmaları hazırlamak, bundan sonrası için de bu olaylardan ders çıkarmak, herkes adına daha hayırlı olur. Bazı konularda olan oldu, buna müdahale işleri daha da zora sokar. Bundan sonra olmaması için ne yapmalı, onu düşünsünler.

1 Yorum ↓
1 Gozde 1 Apr 2008 16:53
Uzlaşma çağrılarını ben de anlamsız buluyorum:
http://www.taraf.com.tr/Yazar.asp?id=5
Yorumunuzu Yazın