Küçük Pencere

Küçük Pencere’den Türkiye ve Dünya

Küçük Pencere header image 2

Kapatma Davasına Sağlıksız Bakış

1 April 2008 · Yazar: MCK · 5 Yorum

Hasan Cemal’in 30 Mart 2008 tarihinde Milliyet’teki köşesinde yer verdiği düşünceleri, aslında çok sayıda köşe yazarı ve aydın arasında kabul gören bir bakış açısının özeti gibi. Bu nedenle bu yazıdan bazı bölümlere burada yer vererek bu bakış açısında sağlıksız gördüğüm noktalara dikkat çekmek istiyorum. Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Hasan Cemal diyor ki;

Türkiye’de bugün tehlikede olan laik hayat tarzı, laik cumhuriyet değildir.
Demokrasidir asıl tehlikede olan.
Özgürlüklerdir.
Hukukun üstünlüğüdür.
‘Darbeciler’ başarı kazanır da AKP’yi kapattırırlarsa, bir taşla birden çok kuş vuracaklar.
Hiç aklınızdan çıkarmayın:
Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunu keserek bu ülkede demokrasiyi de, hukukun üstünlüğünü de, özgürlükçü düzeni de dumura uğratacak uğursuz bir süreci başlatmanın peşinde bu darbeciler.
Sizin umurunuzda mı AB?..

“Darbeciler” dediği kimdir, oradan başlayalım.
Bu yazıdan hareketle, kapatma davasını açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bir numaralı “darbeci”dir. Ardından, laik hayat tarzı ve laik Cumhuriyet’in tehlikede olduğunu düşünen, bu konuda fikir beyan eden herkes “darbeci”dir.

İşin fikri boyutuna girmeden, en başta belirtmek gerekir ki, bu bakış açısı sağlıklı değildir. Cumhuriyet Başsavcısı’na anayasa ve yasalarla verilmiş yetki ve sorumluluklar bellidir. Burada bir takdir hakkı vardır, bu da davanın açılmasındaki asıl gerekçedir. Bu durumda, kendisine hukukun verdiği yetki ve sorumluluk çerçevesinde, takdir hakkını da kullanarak dava açan savcı, “darbeci” oluyor. Hukuka saygı duymak gerekirken, AKP savunmasını versin, aklansın demek gerekirken, hukuki süreci bu şekilde tarif etmek sağlıklı değildir.

Yine aynı cümleden hareketle, laiklik konusunda, yani Türkiye Cumhuriyeti hakkında endişeleri olan herkese “darbeci” demek, AKP’nin bakış açısından başka bir şey değildir. Bu endişeler durduk yerde mi ortaya çıktı, olmayan endişeler mi dile getirildi, Hasan Cemal ve onun gibi düşünenler dışında herkes bir yalanın peşinde mi, kendisine sormak gerekir. Bu bakış açısı da maalesef sağlıklı değildir, AKP’nin halkı karpuz gibi ortadan ikiye bölen politikalarıyla birebir örtüşen bir bakış açısıdır.

Yazıdan alıntı yapmaya devam edelim:

‘Askeri’ ya da ‘hukuki’ darbecilerin belki de en büyük dertleri AB ile. Birinci sınıf demokrasiyle hukukun üstünlüğüne açılan bu yolu öncelikle kesmeyi amaçlıyorlar.

Bu sefer de “Hukuki” darbeciler olarak adlandırdığı, hukuki çerçevede değerlendirme yapanların asıl derdinin AB olduğunu, birinci sınıf demokrasiyle bir kavgaları olduğunu savunuyor. Bu cümleye dikkat çekmenin yeterli olduğunu düşünüyorum. Başka yorum yapmaya gerek yok…

Bakın, İngiliz Financial Times gazetesi başyazısında ne diyor:
“Bir Avrupa ülkesi hayal edin ki, iktidar partisine ansızın kapatma davası açılsın; başbakanı ile cumhurbaşkanına siyaset yasağı istensin; üstelik bütün bunlar, ezici bir seçim zaferi kazanan seçilmiş hükümetin işbaşına gelmesinden birkaç ay sonra yaşansın…
Türkiye’ye hoş geldiniz!
İstediği kadar anayasal meşruiyet gibi bir incir yaprağıyla örtülmeye çalışılsın, bu çabalar, seçimle iktidarı ele geçiremeyenlerin bir darbesidir. Ve bu darbe başarılı sona yaklaşırsa, Türkiye Avrupa’yı unutsun gitsin.” (Financial Times, 22.03.08, s.6)

AKP kapatıldı diyelim.Siyaset yasakları da geldi.Ne olacak siyasetin halleri?.. Siyaset sahnemiz çok daha keskinleşen bir cepheleşme ve kutuplaşma içinde bulmayacak mı kendisini? Uçlar güçlenmeyecek mi? Siyasi istikrarsızlık körüklenmeyecek mi?AKP grubunu varsayalım şöyle ya da böyle böldünüz. Türkiye’de yeniden o güçsüz koalisyon hükümetleri dönemini açacaksınız?

Demek bir Avrupa ülkesi hayal edecekmişiz, iktidar partisine kapatma davası açılacakmış!
Sayın Hasan Cemal, siz de bir Avrupa ülkesi hayal edin, iktidar partisi ve onun getirdiği başbakanı dini referans alan açıklamalar yapıyor. Parti yetkilileri “dindar cumhurbaşkanı” seçme sevdasına düşüyor, “şeriat eninde sonunda gelecek” diyeninden, “laiklik elbette elden gidecek” diyenine kadar, ne kadar laiklik ilkesiyle problemi olan siyasi varsa, çatısı altında topluyor. Milletvekilleri, belediye başkanları çeşitli açıklamalarla Türkiye Cumhuriyeti’nin ve o çok sevdiğiniz gelişmiş Avrupa ülkelerinin temel direği olan laiklik ilkesi hedef alınıyor. Halkın büyük kesiminde iktidar partisinin bu ilkeyle barışık olmadığı, zedelediği, aşındırdığı yönünde ciddi endişeler yaşanıyor. Üstelik söz konusu iktidar partisi %47 oy almış, anayasa değiştirme gücüne sahip, tek başına iktidar olan parti. Yani marjinal bir faşist parti gibi, düzene etki etme gücüne sahip olmayan Avrupalı örnek partilere benzemiyor. Elinde güç var, iktidar var.

Hedeflediği hukuki düzene bakarsanız, AKP bir sonraki aşamada hukuken mümkün olan tüm denetleme ve yargı mekanizmalarını da etkisiz hale getirmiş olacak. Bir sonraki aşamada artık açık açık “ben İslam Cumhuriyeti kuruyorum arkadaş” diyecek olsa, karşısına yasal çerçevede çıkıp “hop arkadaş orada dur” diyecek bir tane kurum ve kuruluş kalmayacak.

Var mı böyle bir Avrupa ülkesi? Varsa, orada yapılanlar üzerinden örneklemeye devam ediniz. Yoksa, elmalarla armutları karşılaştırmayı bırakınız.

AKP kapatılırsa elbette çeşitli sorunlar ortaya çıkacak. Global ekonomik krizin etkileri Türkiye’de beklenenden daha derin etkiler yapacak. Siyasette de Hasan Cemal’in belirttiği gibi, belki kutuplar daha da uzaklaşacak. Buradan hareketle, zaten gelen ekonomik krizi ucuz atlatmak pahasına, hukuku rafa mı kaldıracağız? Eh bu seferlik hoş görelim mi diyeceğiz?

Diğer taraftan, AKP kapatılırsa, neden kapatılacak? Sebep belli, davanın konusu ortada.

Bu durumda, bu davaya konu iddianame haklı dayanaklara sahipse, yani hukuken kapatılması gereken bir AKP kapatılmazsa, neler olabilir, bir de ona bakalım.

Eğer iddia doğru ise, AKP Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, demokratik yapısını bozmayı hedefliyor. Laikliğin ortadan kalktığı durumda demokrasinin devam edeceğini savunamayacağımıza göre, iddia doğru ise, AKP demokrat değil, özgürlükçü hiç değil.

Peki Sayın Cemal, bu durumda, her şeyin ortaya çıkması, adil bir yargılama süreci, bağımsız yargının kararı sizi neden bu kadar korkutuyor? Yargıya güvenmiyorsanız, açıkça bunu söyleyin.
Yok yargıya güveniyorsanız, düşüncelerinizde de haklıysanız, o zaman bu “darbeci” saldırınız niye? Yargılama yapılır, AKP aklanır “yoluna devam eder.”

İşte burada sağlıksız dediğim bakış açısı net olarak ortaya dökülüyor. Siz, demokrat, özgürlükçü, AB yanlısı Hasan Cemal; ve sizin gibi düşünenler! Siz nasıl demokratsınız ki, laiklik endişesi taşıyan ve bunu samimi olarak dile getirenlere “darbeci” diyecek kadar pervasız oluyorsunuz? Siz nasıl bir hukukun üstünlüğü istiyorsunuz ki, mevcut anayasa ve yasalara göre görevini yapan yargı mensuplarına “darbeci” diyebiliyorsunuz? Sizin aradığınız “hukukun üstünlüğü” nasıl bir düzendir ki, o düzende herkes darbeci, fakat başlamış bir soruşturmaya anayasa değiştirerek müdahale etmeye kalkışan bir AKP’ye tek bir laf dahi etmiyorsunuz?

Biliyorum gariban blogumuzdaki yazılarımıza Hasan Cemal cevap veremez, ama birileri bunları kendilerine sormalı. Aradıkları “birinci sınıf” demokrasi nedir, bizim demokrasimizin “birinci sınıf” olması yolunda AKP dişe dokunur ne yapmıştır, “birinci sınıf demokrasilerde” demokratik yollarla demokrasiyi ortadan kaldırmayı hedeflediği şüphesi olan partiler nasıl siyaset yapar, sormalı…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Etiketler: · , , , ,

Konular: gündem · hukuk · medya · siyaset

5 Yorum ↓

  • 1 Gozde 1 Apr 2008 16:38

    Eh ben de öyle yahut böyle Hasan Cemal’in yazdıklarına benzer şeyler düşünüyorum. Sadece HC değil tabii, epeyce başka isim de bulabilirsin medyadan, akademyadan benzer fikirleri savunanlar.
    http://www.ntvmsnbc.com/news/440727.asp
    http://www.taraf.com.tr/Detay.asp?yazar=33&yz=163 http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=150114
    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=250566&tarih=19/03/2008
    http://www.hurfikirler.com/hurfikir.php?name=Yazilar&file=article&sid=4693
    http://www.izlenimler.net/2008/03/18/istek-uzerine-kapatma-davasi/
    gibi… Var bissürü daha da, örnek olsun..
    Tuhaf bir durum var ortada. Mesela senle ben olanı biteni aynı biçimde algılamıyoruz. Ben ne şeriat tehlikesi görüyorum, ne hayat tarzıma bir müdahale. Laiklik kaldırılacak diye bir endişem yok. AKPlilerin açıklamalarından laiklikle ilgili anladığım, birileri müsaade ederse şayet, kavramın belki de özüne dönmenin mümkün olabileceği günün birinde. Which is: Devletin farklı hayat tarzları ve inançlar karşısında tarafsız, eşit mesafede kalması.
    Bilmiyorum okudun mu iddianameyi. Ben biraz okudum sabrımın yettiği yere kadar. Bu kadar rezalet bir metni bir hukukçunun yazmış olmasını aklım almadı. Malesef alıntıladığı ve suç saydığı bazı sözlerin altında benim ismim dahi olabilirdi. Bunlardan nasıl suç isnat edilmiş diye şaşırarak okudum. İşin daha komiği (normal şartlarda bilemeyeceğim ama köşe yazarları saolsun onlardan öğrendiğim bir bilgi) siyasi yasak istenen birkaç ismin de siyasetle bir ilgisi de bulunmuyor :)) Neyse laf ola beri gele iddianame hazırlanmış. İfade özgürlüğü kapsamında görülmesi gereken sözler suç sayılmış ki bu adamların güya bir de kürsü masuniyeti bulunuyor. Ayıp… Hukuk darbesi lafı yerinde geliyor bana da. Askeri darbeden umudunu kesenler akpnin önünü kapatmak için bişiler yapmamız lazım ama ne yapsak diyerek bu yola başvurmuş gibiler. Ergenekon soruşturmasından basına sızanlar bu kanaati destekliyor.
    Hukuka saygılıyız elbet. Hukuk herkese lazım. Hukukla kanunu birbirine karıştırmıyoruz ama. Yazılan her kanun hukuk olarak anılıyorsa o zaman akpnin işine yarar değişiklikler yapmasına da ses çıkarmamamız lazım. Ayrıca birçok yoruma göre de yürürlükteki yasalara dahi karşı gelinmiştir, misal sadece vatana ihanetle suçlanabilen cumhurbaşkanına da yasak getirilmek istenerek.
    Esasen kızıyorum ben de birçok kimse gibi akpye. Dtp için kapatma davası açılırken karşı çıkmak bi yana destekler pozisyondaydılar. Kanunlar o zaman da değişebilirdi. Kesinlikle çok da şık bir hareket olurdu. Nalıncı keseri hikayesi… Şu anda değiştirmelerine de bu sebeple karşı değilim, özgürlükleri genişletme yönünde bir adım olduğu için.
    AKP’yle ilgili suçlamalar vehimden ileri gitmiyor benim için. Bunların akıllarında başka bişi var demek parti kapatmak için yeterli bir sebep olamaz…
    Sevgiler, saygılar efenim :)

  • 2 Küçük Pencere 1 Apr 2008 16:56

    Yorumun için teşekkürler. Bakış açılarımız farklı ama bir fikri körü körüne savunmadığın için ben de bir şeyler çıkarırım düşüncesiyle dikkatle okuyorum.

    Bir küçük not düşmek istiyorum. İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken sözler demişsin. Bu sözleri sen söylersen, haklısın. Başbakan, bir bakan, mülletvkili söylediğinde, bu insanların elinde tek başına iktidar gücü olduğunda işler biraz değişir diye düşünüyorum. Özellikle Başbakan söylediği sözlerle ülkenin gidişatına, “emrindeki” yasama organına, “milli irade” dediği 16,5 milyon seçmene doğrudan etki edecek, yönlendirecek konumdadır.

    Aynı konu Refah’ın kapatılma davası ile ilgili gerekçeli AİHM kararında da yer almıştır. Refah Partisi marjinal bir kesimin desteklediği, küçük bir parti olsa değerlendirme farklı yapılırdı, ancak iktidar ortağı olması, aldığı oy oranı ve yönetime doğrudan etkisi nedeniyle söylenen sözlerin sadece “ifade özgürlüğü” olarak görülemeyeceği belirtilmiştir.

  • 3 Gozde 1 Apr 2008 17:12

    Teşekkür ederim efenim, ben de zaten burda bana küfredilmeyeceğini bilmenin rahatlığıyla yazıyorum :)
    İfade özgürlüğüyle ilgili sen söylersin vekil söylemez yorumuna malesef katılamayacağım. Dediğim gibi kürsü masuniyeti var herşeyden önce. Ayrıca onları oraya gönderenlerin sözcülüğü görevi de var. İçerik bakımından da pek sakıncalı bişi görmedim ben.
    Refah partisinin kapatma davası içerik bakımından biraz farklıdır. Katıldığımı söyleyemeceğim gene de (karar da 4′e 3′le çıkmıştı zaten, kılpayı diyebilirsin) ama o zamanki söylemler yanında bu iddianamedekiler arasında fersah fersah fark var.

  • 4 Küçük Pencere 1 Apr 2008 17:20

    Ben ifade özgürlüğü konusunu içerikten bağımsız yorumluyorum. Benim söylediklerim beni bağlarken, Başbakan’ın söyledikleri 340 milletvekilini ve milyonları bağlar, o bakımdan söylenenler sadece “söz” değil, aynı zamanda “eylem”in göstergesi veya eyleme çağrı niteliği taşır diyorum. Ben “tek yol devrim” dersem hiçbir şey olmaz. Erdoğan söylerse bir bakarsın halk sokaklara dökülmüş, çatışma başlamış…

    İddianameye konu sözlerin içeriği gerçekten başka bir konu. İddianameyi ben de çok güçlü bulmuyorum. Anayasa ve yasalara aykırı belki onbinleri bulan kanıt varken iddianamenin daha güçlü hazırlanmasını beklerdim.

    Yargılama konusunda da söze girmişken bir şey söyleyim. İddianame bu kadar zayıf ve gösterilen kanıtlar bu kadar geçersizse, zaten AKP’nin korkmasına ve anayasa değiştirme peşine düşmesine gerek yok. Ben işaretlerden anlıyorum ki, iddianame kuvvetli bulunuyor. Veya üç gün önce DTP için mahkeme kararına saygı duymak lazım diyen Başbakan Yüksek Mahkeme’ye güvenmiyor. Her iki durum da düşündrücüdür…

  • 5 Gozde 1 Apr 2008 17:34

    Sorun da bu zaten, iddianamenin gülünç olması birileri için bi anlam ifade etmiyor. Hukuk zaten ülkemizde hiçe sayılıyor. (anti parantez yapayım: kanunen bir yasak olmamasına karşın geçen balını örten kızları almadı bazı rektörler okullara, işine geldiği gibi bu hukuk-guguk ilişkisi). İfade özgürlüğü senin hak olarak tanıdığın bireyler için bile yok. O yüzden korkacak birşey gerçekten de var.
    Bu bizim yargının zihniyetini göstermesi bakımından yeni bir bilgi vermiyor bize. Zaten böyle geldi ve malesef böyle gidiyor..

Yorumunuzu Yazın