Başbakan Erdoğan, dünkü AKP grup toplantısında, “Türkiye seninle gurur duyuyor” tezahuratları arasında Anayasa Mahkemesi’nin türbanla ilgili düzenlemeyi iptal etmesini değerlendirdi.
Değerlendirmesinin büyük bölümünü Ce-Ha-Pe’ye ayırırken, Anayasa Mahkemesi’nin kendisine fazla dokundurmadı. Konuşmasının son bölümünde yargının denetlenmesi, gerekçe yazılmadan iptal kararlarının açıklanması ve mahkemenin saygınlığı konusunda birkaç cümle ile geçti.
Aslında konuşmaya çok sert bir şekilde başlamıştı. Meclis’in kimseye boyun eğmeyecek, yüce bir çatı olduğunu anlattıktan sonra, herkesin şaşkın bakışları arasında CHP’ye girişti. Bu işin sorumlusu CHP’ymiş. CHP, yargı ile yasamanın arasını bozmak, kavga çıkarmak, huzursuzluk yaratmak, istikrarı bozmak istiyormuş.
CHP’ye emanet olarak verilmiş bir oydan başka bir sempatim yok. Ama insaf edin yahu, bunlar nasıl sözler sayın Başbakan? CHP herhalde bunların istikrarlı şeriat yolculuğunu bozdu, ona sinirlendi.
Başbakan CHP’ye saydırdıkça saydırıyor; tüm partiler bu işe tepki göstermiş, bir tek CHP tepki göstermemiş. CHP, Meclis’in çalışmasını istemiyormuş.
Siyasi mücadele dedik, CHP’ye yüklenmeyi anladık da;
- İktidarda olan sizsiniz, muhalefet gibi konuşuyorsunuz. Sanki CHP’nin icraatları sürekli mahkemeden dönüyor, bu da yargı ile yasamayı karşı karşıya getiriyor gibi konuşuyorsunuz,
- CHP’nin mahkemeye gitmesine sebep olan anayasa değişikliğini başkası yapmış gibi davranıyorsunuz,
- CHP yargı ile yasamayı karşı karşıya getirip birbirine düşürdü derken, Yargıyı da “Saftirik Mahkeme” yerine koyuyorsunuz,
- Yargının saygınlığından bahsederken, yargıyı CHP’nin uşağı olmakla (üstü kapalı bir şekilde) itham etmiş oluyorsunuz.
AKP’nin ve Başbakanın Demokrasi anlayışı, “bana, bana, bana, hep bana hep bana, bana” diye (bir şarkı vardı böyle) özetlenebilirken, kendileri 301′de ayak sürüyüp, türban dolmuşuna hemen binerken, “demokratik, sivil, özgürlükçü anayasa” hikayesinin türbandan ibaret olduğu ortaya çıkmışken…
Anayasa Mahkemesi üyeleri çocuk mu, satılık mı, saftirik mi, oyuncak mı, uşak mı? Ne diyorsanız, açıkça söyleyin. Madem sorumlu CHP, bu durumda, mahkeme maşa, değil mi? Mahkeme CHP ne derse onu yapar, o yüzden sorumlu CHP; haydi söyleyin!
Demokratik, laik, sosyal hukuk devletimizin teminatı, demokrasinin tek neferi AKP, eşcinseller söz konusu olunca, onlarla görüşen milletvekiline “sapıklarla ne işin var”, “başımıza (p)üsküllü bela oldun” der, türban demokratları, türban dışındaki herhangi bir demokratik soruna “ehh, ben bu konuyu bilmiyorum, siz başkasına sorun” diye tüyer, tek adam demokrasisi ile yönetilen AKP’de ne parti içi demokrasi, ne de Siyasi Partiler Yasası konusunda tek bir adım atılmaz, %10 seçim barajı konusunda ise CHP ile tam mutabakat sağlanır, türban işinde demokrasi aranır! Samimi olalım “beyler”. (kendisi bu şekilde hitap etmişti)
Gelelim dokunulmazlıklara. 2002 seçimlerinden önceki en büyük vaadi dokunulmazlıkların kaldırılması olan bir parti genel başkanısınız. CHP ile televizyonlarda, canlı yayınlarda anlaşmadınız mı? Durduk yerde, en büyük yaranız olan konuda, çıkıp dokunulmazlıklara nereden değindiniz Sayın Erdoğan? Sormazlar mı, dokunulmazlığınız olmasa, yargılanacağınız dosyaların konusu demokrasi, özgürlükler vs. mi, yoksa yolsuzluk, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma olayları mı diye? Sormazlar mı, dokunulmazlık konusu sizin vaadinizdi, ne yaptınız diye? (sormuyorlar maalesef)
Bu da olmadı, o zaman kuvvetler ayrımına dalalım. Ne diyor başbakan? Yasama - yargı arasında yetki karmaşası var(mış). Başbakan yine unuttu, yasama ile yürütme arasında da bir kuvvetler ayrımı var(dı). Var mı? Var diyecek bir kişi var mı? Hükümet, hatta tek başına başbakan meclisin tüm kararlarında tek başına karar verme noktasında değil mi? Yasama tamamen kendi tahakkümü altında değil mi? Başbakanın kararları dışında, tek bir el bile kalkıyor mu?
Komediyi izah etmesi bakımından, bugün Hürriyet Gazetesi’nde gördüğüm, yasamanın çalışma ciddiy(y)eti ve prensipleri bakımından trajikomik bir haberle bu yazıyı da tamamlayalım: TMBB’de kabul edilerek yürürlüğe giren, Odalar ve Borsalar’da yönetimde yer alacak kişilerin özelliklerini tanımlayan yasada yapılan değişikliğe göre, artık Oda ve Borsa yönetimlerinde, yüz kızartıcı suçtan sabıkası olmayanlar görev alamayacaklar…

Yorum Yazılmamış ↓
Bu yazı için henüz yorum yapılmamış... İlk yorumu siz yazın.
Yorumunuzu Yazın