Türkiye gerçekten çok ilginç bir dönemden geçiyor.
Kendisini liberal olarak tanımlayan bazı aydınlar, düşünürler, yazarlar, beyan ettikleri görüşleri ile radikal İslamcı kanat ile birebir örtüşen fikirlere sahipler. Radikal İslamcılar, aslen kendi sözlüklerine dahi girmesi mümkün olmayan bir demokrasi mücadelesi içindeler, Türkiye’de yaşayamadıklarını söyledikleri dini özgürlükleri için “cihat” ediyorlar. Liberal dostlar, ki liberal düşüncenin özünde mutlaka laiklik vardır (yani laiklik konusunda onlardan şüphem yok), aynı özgürlük ve demokrasi temelinde bu radikallerle buluşuyorlar.
Diğer bir ortak nokta, “vesayet rejimi”. Liberal dostlar (dostlar kelimesini samimi olarak kullanıyorum), Türkiye’de askeri ve bürokratik çevrelerin vesayetinde bir demokrasi olduğunu, aslen bunun demokrasi olmadığını, halkın iradesine karşı otoriter bir hareketin varlığını, darbe günlüklerini, hukukun darbelere alet, hatta özne olduğunu anlatıyorlar. Bu anlatım, radikal İslamcılarda %100 karşılık bularak, çok benzer, ancak ahlaki sınırları zorlayacak bir üslupla yankı yapıyor.
Liberal dostlara birkaç konuyu sormak isterim:
Vesayet rejimi iddianızı kabul edersek, bunun alternatifi, yani gerçek demokrasi AKP tarafından getirilebilir mi? AKP gerçekten ve samimi olarak demokrasiden yana mıdır? AKP’nin laiklik konusundaki görünen ve görünmeyen duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizinle tam olarak aynı söylemler içinde olan radikal İslamcıların demokrasi ve özgürlük arayışı içinde olduklarına inanıyor musunuz?
Ben bu vesayet rejimi iddiasına birçok noktada katılmıyorum. Öncelikle, askeri ve sivil çevrelerde, AKP’den darbe yoluyla kurtulmak isteyen odaklar olduğu iddiasını tamamen yersiz bulmadığımı söyleyim, doğrudur, böyle odaklar olabilir. Ancak bu odakların varlığı, ben ve benim gibi AKP ile demokrasi yolunda ileri gidilemeyeceğini, demokrasi hayalleri kurarken dinci faşizme doğru yol aldığımızı düşünenlerin darbe istediği anlamını taşımıyor. Aynı şekilde, darbe isteyen, planlayan, hatta bunu girişim noktasına getirenler varsa, bunlara karşı mücadele edilmemesi, hoş görülmesi gibi bir düşüncemiz de yok. Yine böyle odakların var olması, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm askeri ve sivil bürokrasisinin, yargısının, üniversitesinin AKP’yi demokratik olmayan yollarla, darbeyle (askeri veya onların deyimiyle yargı darbesiyle) ortadan kaldırma amacı taşıdıkları anlamını da taşımıyor.
Ben inanıyorum ki, benim gibi düşünenler orduda, yargıda, üniversitede, bürokraside büyük bir çoğunlukta. AKP’ye güvenmiyoruz, AKP’nin demokrat olmadığını görüyoruz, AKP’den “kurtulmak” istiyoruz. Ancak bunun için meşru olmayan hiçbir yöntemi de desteklemiyoruz.
Liberal dostların ilk çıkmazı, bu düşüncedeki insanları toptan “darbeci” diye yaftalamak, onların düşüncelerini, güven bunalımını, endişelerini görmezden gelmeleri. Onlara göre, tek amaç demokrasi, tek yol demokrasi. Ancak bu demokrasi, öyle bir demokrasi ki, bugün demokrat olduğunu iddia edenlere, yarın demokrasiyi ortadan kaldıracak kudreti ellerimizle teslim etmemizi gerektiriyor.
İkinci çıkmaz, radikal İslamcılarla bu kadar örtüşen bir gündemi yaşamaları. Bu konuda detaylı bir açıklama yapmaya gerek yok. Birinin amacı dini referans alan, baskıcı bir rejim, birinin amacı katıksız liberal demokrasi! Yahudi olmayı suç gibi gösteren, orduya, yargıya iftira atan, birçok insanı hedef gösteren ve belki de bazı ölümlerin azmettiricisi olarak kabul edilebilecek bir kısım medya, liberal dostlarla aynı görüşte! Burada bir tutarsızlık yok mu? Radikallerin hedefi belli olduğuna göre, burada duruşunu gözden geçirmesi gereken liberaller değil mi?
Üçüncü çıkmaz ise, birkaç soru ile ortaya konulabilir:
AKP’den kurtulmak isteyen bu darbeci, otoriter, baskıcı “vesayet rejimi” aşıklarının (bizler) amacı nedir? Bu işten ne çıkarı vardır? (mesela ben, bir özel sektör çalışanı olarak bu “vesayet rejimi”nden nasıl besleniyorum, ne bekliyorum?)
Seksen yıllık bir devlet geleneneği içerisinde oluşmuş yargı ve bürokrasi, temelde de özgürlük ve demokrasi yanlısı tavırları bilinirken (80 darbesi ve kalıntılarına karşı alınan tavır) nasıl olur da, 28 yıllık bir 80 sonrası dönemde ilk kez böylesine büyük bir endişe ve mücadele içerisine girer?
Yine 80 sonrası dönemde, askeri baskı ve dayatmalara karşı mücadele vermiş, demokrasi mücadelesinin asıl adresi olmuş bir sosyal demokrat - sosyalist kitle (CHP’den bahsetmiyorum) AKP iktidarı ile birlikte “darbeci” olabilir? Bu kitle nasıl olur da, 28 yıl önce geçtiği işkenceleri, yaşadığı baskıları, kaybettiği dostlarını unutarak askeri bir rejimin hayallerini kurabilir? (aslen bu kitlenin içinde bugünkü liberallerin de büyük bir kısmı bulunuyor)
Liberal dostların çıkmazı, bu konularda bizi anlamamaları, anlamak istememeleridir.
Ben (kendi adıma) liberal dostlarımın talep ve beklentilerini anlıyor ve bunlara temelde katılıyorum. İçinde bulunduğumuz şartlar bizi ayrıştırmasa, benim de birçok konudaki görüşüm liberal düşünce ile çok büyük oranda örtüşür. Türkiye’de demokrasinin aksayan birçok yönü vardır, yapılması gereken çok şey vardır, bunlara da katılmamak mümkün değil. Ancak bu konularda yol almak için AKP doğru adres değildir. (CHP de değildir) Doğru adresin ortaya çıkması için ortak akıl geliştirmemiz gerekmektedir.
Demokrasinin sınıf atlaması için, halkla beraber, halkın katılımıyla ilerleme şarttır. Halkın iradesi, maalesef geçmiş eğitim politikalarının da etkisiyle, cehalet ve yönlendirme kıskacında kalmış, halkımızın bir de din sömürüsü ve sadaka ekonomisiyle kuşatılması sonucunda, bugün gördüğümüz siyasi tablo ortaya çıkmıştır. Bugün bir araştırma yapsanız, halkın büyük bir çoğunluğunun, bana göre en az %80′ler seviyesinde bir çoğunluğunun, faşist düşünceleri farkında olsun olmasın desteklediği, şiddet özlemi içinde olduğu ortaya çıkacaktır. Halkın iradesine uyulması gerekir, ancak halkın iradesinin bu tehlikeli yönelimi, bu iradenin çok dikkatli bir şekilde, tahrik edilmeden, ters yöne doğru itilmeden, bilinçlendirerek gerçekleşmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Özellikle bugün demokrat - demokrat değil şeklinde ortaya çıkan siyasi kutuplaşma, bu kutuplaşma içinde demokrat saftakilerin aslen demokrasi ile yakından uzaktan ilgisinin olmaması, halkın da demokrasi ile ne anladığı konusunda ciddi şüphelerin ortaya çıkmasına yol açıyor.
Liberal dostlarımızın aradığı katıksız demokrasi, şu anda tecelli etmekte olan irade ile maalesef mümkün görünmüyor. Gidişat, tam tersine, gerçekten otoriter bir rejim olarak ortaya çıkıyor. Bu da dostlarımızın içinde olduğu başka bir çıkmaz. Kendi savundukları ilkeleri kullanan kadrolar, çok kısa bir zaman sonra onları da (muhalif noktaya geldikleri zaman) baskı altına alacak, susturacak, hedef gösterecek.
Şimdi bana “vay efendim sen halk düşmanısın, milli iradeden korkuyorsun, darbecisin, niyet okuyucusun” diyenler yine çıkacaktır. Bekir Coşkun’un göbeğini kaşıyan adamı, maalesef şu anda iş başındadır, ancak bu onun suçu değildir, onu bu hale getirenlerin suçudur. Bize düşen, onu “demokrasi” görünümünde içine düştüğü çıkmazdan çıkarmak için bilgilendirmek ve bilinçlendirmektir (yönlendirmek değil). Bu nedenle darbeci, niyet okuyucu türünden ucuz ve kolay mücadeleye girişmek yerine, karşılıklı endişeleri anlayarak, oturup konuşarak, hor görüp hakaret etmeden biraraya gelmemiz gerekiyor.
Bana göre, bu kargaşadan, kaostan çıkmanın yolu, liberal dostlarımızın radikal İslamcıları iyi analiz etmesi, bugün “darbeci” dedikleri çevreleri etraflıca incelemeleri, ben ve benim gibi demokrasi isteyen, ama durumdan rahatsız olanların endişelerine kulak vermeleri ile ortaya çıkacaktır.
Ondan sonra, omuz omuza vererek her türlü diğer konudaki fikir ayrılığımızı bir kenara bırakabilir, demokrasi ve özgürlükler temelinde bir ortak akıl geliştirebilir, gerçek demokrat siyasi hareketlere birlikte destek verebiliriz. Böylece hem radikal İslamcıların din temelli devlet hayalleri, hem de gerçekten de darbe özlemi içinde olan küçük veya büyük toplulukların, odakların hayalleri suya düşecek, Türkiye uzlaşma, ortak akıl ve kalkınma yolunda önemli adımlar atmaya başlayacaktır.

Yorum Yazılmamış ↓
Bu yazı için henüz yorum yapılmamış... İlk yorumu siz yazın.
Yorumunuzu Yazın