Geçen hafta Mustafa Balbay, Sinan Aygün, Şener Eruygur, Hurşit Tolon gibi isimlerin gözaltına alınması üzerine yazdığım yazıda, yapılan açıklamalara da itibar ederek Ergenekon soruşturmasında sona yaklaştığımızı, iddianameyi görmeye ramak kaldığını, her ne kadar yöntem konusunda eleştirilerimiz olsa da, hukukun işlemesini beklememiz gerektiğini yazmıştım.
Geçen zaman içinde Sinan Aygün, Şener Eruygur, Hurşit Tolon ve bazı başka isimler tutuklandı, bazıları ve Mustafa Balbay da mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Bu arada iddianame de, söylendiği gibi 4 Temmuz günü mahkemeye sunulmadı.
Halen hukukun üstünlüğüne inanıyor ve nasıl AKP için açılan kapatma davasında yargı bağımsızlığına vurgu yapıyorsak, Ergenekon soruşturmasında da yargının rahat bırakılması gerektiğine inanıyorum.
Ancak, görünen o ki, eleştiri hakkımı kullanmak zorundayım. Mustafa Balbay, dün Avrasya TV’de yaptığı açıklamalarda, kendisine soruşturma gizliliği konusunda bilgi verilmesine rağmen, ifadesinin daha kendisi Bolu yakınlarındayken tüm gazetelere ulaştığı haberi üzerine savcılık ve mahkemede sorulan soruları anlattı. Sorular gerçekten Ergenekon soruşturması konusunda kafalarda daha önce var olan soru işaretlerini devasa boyutlara getirecek türden.
Burada uzun uzun anlatmayım, gazetelerde detaylı bir şekilde okuyabilirsiniz. Sadece adına savcılıkta “Ahmet Necdet Sezer Belgesi” denen, Balbay’a bir okuru tarafından gönderilen faksın, “peki Ahmet Necdet Sezer olayına ne diyeceksiniz?” diye sorulmasına değinmek yeterli olacak diye düşünüyorum. Hikaye şöyle, okuru, Balbay’a gönderdiği faks mesajında, aralarında Sezer’in de bulunduğu 20 kadar ismi sıralamış ve bunlar CHP’ye katılırsa CHP ayaklanır, dirilir demiş.
Olaya neresinden bakarsam bakayım, şaşkınlık içinde kalıyorum. Demek ki, Ergenekon kapsamında CHP’ye katılırsa partiye faydası olacak isimlerin araştırılması da varmış. Demek ki, Balbay’a okurları tarafından gönderilen ve fikir beyanı içeren faks mesajları, bu soruşturma kapsamında delil kabul ediliyormuş. Demek ki, eski cumhurbaşkanının siyasete girmesi ve bir partiye katılması, darbe girişimleri ile ilgili olduğu söylenen bu soruşturmayı yakından ilgilendiriyormuş. Bu durumda, bu soruşturmanın konusu nedir diye kendime sormadan edemiyorum. Darbe girişimleri ve bir terör örgütü mü, yoksa AKP’ye muhalif olanlar mı?
Balbay’a sorulan sorular maalesef bu soruşturmanın oldukça sulanmış olduğunu, soruşturmayı yürüten savcı ekibinin neyi, neyin delili sayacakları konusunda bocalama içinde olduğunu, belki de yorgunluğun etkisiyle artık önlerindeki belgeleri incelemekte zorlandıklarını gösteriyor. Aynı durum, gazetecilik mesleğinin sonucu olarak ortaya çıkan bazı ilişki, görüşme ve belgelerin darbe ve terörü konu eden bir soruşturmaya dayanak kabul edilmesinin olası siyasi sonuçları hakkında da fikir yürütür hale geliyoruz. İşin en ilginç yanlarından biri de, bu soruları soran savcı ekibinin ifade sonrasında Balbay’ı tutuklama istemiyle mahkemeye sevk etmesi.
Maalesef şu andan itibaren Ergenekon soruşturması ne sonuç verirse versin, kamu vicdanı Balbay’a sorulan soruları hatırlayacaktır. Hatırlamalıdır. “Darbe girişimleri”, “silahlı isyan”, “terör örgütü” vb. başlıklar adı altında yürütülen bir soruşturmada, gözaltına alınan bir gazeteciye sorulan ve bir çocuğun dahi konuyu kolayca değerlendirebileceği kadar açık bir şekilde konuyla ilgisiz belgeler, bu soruşturmanın ortada kalacağına işaret olmaya başlamıştır. Eğer varsa, bir terör örgütünü hedefleyen bir soruşturmada, bir gazetecinin cevaplamak durumunda kaldığı bu sorular, bu işe ciddi gölge düşürmüştür. Bundan sonra bu soruşturma bu gölgenin altında yürümek durumunda kalacaktır. Yargılama sonunda birileri terör örgütü kurmak, darbe girişiminde bulunmak ve benzer suçlardan hüküm giyerse, bugünler aklımıza gelecektir.
Son olarak, bekleyelim, sonuna geldik dediğim konuda da, yani iddianamenin açıklanması konusunda da süresi belli olmayan bir ertelemenin ortaya çıkmasının, bu konudaki şüpheleri artırdığını belirtmek zorundayım.
Bundan daha fazlasını yazmak sanıyorum eleştiri sınırlarının ötesine geçerek her zaman karşı çıktığımız yargı bağımsızlığı ilkesine aykırı olacaktır. Her ne kadar başta iktidar partisi olmak üzere siyasi kadrolar hem kapatma davasında, hem de Ergenekon soruşturmasında sınırları fazlasıyla zorlasa, hatta özellikle kapatma davasında yargıya saldırı boyutuna varan açıklamalar yapsa da, bu konuyu kamu vicdanına bırakmak benim için en doğrusu olacak gibi görünüyor.

Yorum Yazılmamış ↓
Bu yazı için henüz yorum yapılmamış... İlk yorumu siz yazın.
Yorumunuzu Yazın