CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın, eski Bolu valisi ile yaptığı görüşmenin burada ismini bile anmak istemediğim bir gazete tarafından yayımlanması üzerine patlak veren Türk Watergate’i, bu yazının yazıldığı saatlerdeki duruma göre CHP’nin başında patlama noktasına gelmiş gibi görünüyor.
Öncelikle şunu söyleyim, her ne yöntemle olursa olsun, bu görüşmenin kaydedilmesi ve yayımlanması büyük ihtimalle öncelikle yasadışı, ardından da her türlü ahlak ve etik kurallarına aykırıdır. Sıkı Müslüman olmakla övünenlerin toplandığı bir gazetenin böylesine ahlak dışı bir haber yapması, kişisel hak ve özgürlüklere karşı böylesine pervasız davranması, cezai konulardan önce, Türkiye’de İslam adına yapılanların hangi noktaya geldiğini sergilemesi açısından çok düşündürücüdür. İslam güzel ahlak, saygı ve hoşgörü dinidir deriz hep. Aslen bütün dinlerin de amacı, insanları iyiye, güzelliğe, ahlaklı olmaya teşvik etmektir. Bu durumda, bu gazetenin yaptığı hangi ahlaki değerlere sığabilir, oturup düşünmekte fayda var.
Olup bitene gelirsek, ilgili gazetenin haberi üzerine zaten Osman Paksüt olayıyla iyice ısınmaya başlayan bu konuya hızlı bir dalış yapan CHP, medyanın da define buldum havasını arkasına alarak, bu olayın “telefon dinleme”, “ortam dinleme”, “böcek” veya bilumum diğer yasal olmayan yöntemlere işaret ettiği konusunda ısrarlı bir tutum izledi. Doğal olarak, bu türden bir dinlemenin söz konusu olduğu yerde, bu dinlemeyi sıradan vatandaşların veya basit çetelerin yapamayacağından hareketle, hükümeti, AKP’yi, Başbakanı, İçişleri Bakanı’nı sorumlu tutarak karşı harekata başladı.
Zaten herkesin dinlenme korkusu ile yaşadığı bir ortamda, MHP’nin de paylaştığı endişelerin bir kanıtı ortaya çıkmış gibiydi. Kendi adıma söyleyim; hükümetin ve polis teşkilatındaki “cemaat kadrolaşması” adı verilen yapılanmanın bu tür işlere bulaşmadığına inanmam zor. Ancak bunun ispatlanması daha da zor. Maalesef bir “korku imparatorluğu” kurulduğu fikrine katılıyorum.
Sadede gelirsek, bu skandalda CHP aceleci mi davrandı, çuvalladı mı endişesi içindeyim. Zira şu andaki görünüm gerçek ise, yani Önder Sav telefonunu yanlışlıkla açık bıraktıysa, bu “çuvallama”, dinleme, izleme olaylarını perdelemek, halka “bakın işte, böyle bir şey yok, biz izlemiyoruz, dinlemiyoruz” demek için AKP’ye yeni ve etkisi güçlü bir malzeme olacaktır. Bu rüzgarla, - varsa - dinleme ve izleme işleri daha kolay yapılacak, “korku imparatorluğu” gücüne güç katacaktır. Endişem budur. Maalesef Türkiye’de siyaset, bu türden “çuvallamaların” etkisinin büyük olduğu, rayından çıkmış bir tren durumundadır.
Eğer CHP çuvalladıysa, olacakları şöyle sıralamak mümkün:
- İlgili gazete baştacı edilecek, ahlak dışı hareketi unutulacak;
- İlgili merkez valisinin başı yanacak;
- AKP, yerel seçimlerde bile CHP’ye buradan da “vuracak”;
- Bu dinleme - izleme işlerini yapan birileri varsa, bunlar derin bir oh çekerek işlerine gönül rahatlığı içinde devam edecek;
- Bu sonuçlar, CHP’ye kerhen oy verenlerin bir “çuvallamayı” daha kaldırmasını zorlaştıracak.
Türk Telekom’dan alındığı söylenen belgenin yalan veya sahte olması bu saatten sonra zor. Bu işin bir de Turkcell tarafı var, böyle bir belge Türk Telekom’un başını çok fena yakar. Yani böyle bir belgeyi vermeye cesaret etmeleri zor. Yani görüşme kaydı büyük ihtimalle doğru çıkacaktır.
Fakat bir de, Kanal 1 Haber’de, Fatih Altaylı’nın konuğu tarafından anlatılan ve uygulamalı olarak gösterilen, telefona casus yazılım yükleyerek “istediğin zaman dinle” olayı var. Bu ihtimal yabana atılmamalı, dikkatle incelenmeli. Bu nasıl yapılabilir? Öncelikle Önder Sav’ın cep telefonunda yüklü yazılımlar, yapılan değişiklikler incelenmeli. Ayrıca böyle bir yazılım yüklenmesi söz konusu ise, bu telefona benzer yöntemle daha önce de arama gelmesi muhtemeldir, sadece bahsedilen numaralar değil, tüm görüşme kayıtları baştan sona incelenmeli.
Neler olacak, merakla bekliyoruz. Umuyoruz “hırsızın (bu görüşmeyi yayımlayanların ve bunlara sahip çıkanların) hiç mi suçu yok” deme noktasına gelmeyiz.
Etiketler: · chp, dinleme, izleme, önder sav, osman paksüt, telekulak
Konular: gündem · medya · siyaset
1 Mayıs 2008, saat 07:00. Hastane kapısından giriyoruz. Doğum için.
O gün, 1 Mayıs günü, oğlumuz dünyaya geliyor. Saat 19:40. Çok küçük, şirin, ufacık bir şey. Dünyaya gelir gelmez etrafını izlemeye başlıyor. Bahtın açık olsun oğlum!
O gün, 1 Mayıs günü, başka bir hastanenin acil servisine gaz bombası atılıyor. Polis tarafından! 1 Mayıs göstericileri hastaneye girdiği için! Çocuklar, bebekler zehirleniyor.
O gün, sokaklarda masum insanların kafalarına coplar vuruluyor, tekmeler atılıyor. Taksim için ısrar eden sendikalar, kendi genel merkezlerinde kıstırılıyor, kuşatma altında pataklanıyor, ıslatılıyor, zehirleniyor.
Sendikalar haksız olabilir, hatalı olabilir. Bunlar dahi olup bitenleri açıklayamaz. Özellikle çevresine zarar vermeyi amaçlamayan, hatta tam tersine bu konulara özel dikkat gösteren bir eylem planına karşılık insanları dövmek, kuşatmak, zehirlemek, ıslatmak dünyanın medeni hiçbir ülkesinde olmaz, olamaz.
Bugün, başbakan halen olan bitenin arkasında. İktidar yanlısı medya halen faşizan, sert uygulamaları savunuyor.
Bugün, aynı başbakan kendine göre demokrasi derslerine devam ediyor.
Bugün, iktidarın “demokrat” olduğuna inanan veya inanmak isteyenler uyanıyor.
Bugün, o gün doğan oğlumuz büyüdüğünde medeni bir ülkede, medeni 1 Mayıslarda güzel doğumgünleri kutlar umuduyla bekliyoruz…
O gün, bugün, yarın…
Etiketler: · 1 mayıs
Konular: gündem · kişisel · siyaset
33 Yaşındayım. Henüz çocuğum yok.
Ama emin değilim, belki torunlarım yetişip siyaseti takip etmeye başladıklarında…
CHP genel başkanı halen Baykal olabilir.
Ömrü uzun ve sağlıklı olsun, ama vefat etse bile bu kafayla CHP Baykal’ı genel başkan seçebilir.
Her seferinde bir ümitleniriz. CHP’de bu sefer değişim olur mu diye…
Zor dostum zor. Bu kafayla zor.
Acil demokrasi için, acil alternatif istiyoruz. İlgililere duyurulur.
Etiketler: · chp, demokrasi, deniz baykal, kurultay
Konular: gündem · siyaset

AKP’li vekiller, meclis kürsüsünde Başbakan’dan “Tayyip” diye bahseden Tunceli bağımsız milletbekili Kamer Genç’e “giriştiler”.
Kamer Genç üslup sorunu yaşayan bir siyasi olsa da, mecliste ana muhalefet partisinden bile daha etkili muhalefet yapan bir isim. Her görüşmede, her önergede, her konuda söz alan, söz alma hakkının mücadelesini veren, hatta kendisini susturmak için tüzük değişikliğine kalkışılan bir adam.
Muhteşem demokrat, yılmaz özgürlük savunucusu AKP ekibi, sen kalk ne demiş olursa olsun, Kamer Genç’e saldır. Gazete haberlerinde yer aldığı kadarıyla, CHP ve MHP’li vekillerin etten duvarı olmasa, linç edeceklermiş.
Üzerine, asıl demokrat ve öfke ile sanat yapan Başbakan Erdoğan, “benim vekillerim şiddet uygulamaz, bahsedilen şahsın (Kamer Genç) kendisi ve her söylediği şiddettir.” diye bir söz söyle, üstelik bunları söylerken de yüzündeki gülümsemeyi tüm kameralar görüntülesin!
Demokrat AKP ekibinin, ifade özgürlüğünü Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaki uygulama şekline bakın!
Milletvekili dokunulmaz. Suç işlerse yargılaması bekletilir, hakkında dava açılması için meclisten izin gerekir, seçilmeden önceki soruşturmaları bile durdurulur.
Ancak görünen o ki, milletvekiline asıl dokunulmazlık sahibi olması gereken yerde, meclis çatısı altında, kürsüde bir dokunulmazlık yok. Kafası atan “çeteyi” topluyor, istediği vekile “girişiyor”. Hatta Kamer Genç’in söylediğine göre, ölüm tehditleri savuruyor.
Oh ne ala, AKP demokrasisi budur işte. Tayyip Erdoğan’ın yorumu olmasa, daha doğrusu buna tepki gösterse, ilgili vekilleri uyarsa, cezalandırsa, protesto etse, haydi onları da bıraktık, hiç olmazsa bu olaya gülümsemekten kendini alıkoyabilse, diyeceğiz ki münferit, öfke ile gerçekleşen bir olay. Ama yok kardeşim, tablo meydanda, partinin genel başkanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı sıfatlarını taşıyan kişi, bu olaya açık bir şekilde destek veriyor.
Daha ne söylenebilir, bilmiyorum. Yorum yapmaya dahi gerek olmayan bir konu. Sadece Küçük Pencere kayıtlarına da geçmesini istedim.
Etiketler: · akp, kamer genç, kavga, linç, meclis, tayyip erdoğan
Konular: gündem · siyaset
CHP seçmeni çoğunlukla bıkkın. Genel hava, son iki seçimdir “Baykal’a rağmen CHP’ye oy veriyorum” diye özetlenebilir.
Baykal artık 70 yaşını geçti. 2012′de, normal zamanında bir seçim olsa, Baykal 80′ine merdiven dayamış bir başbakan adayı olacak. Sağlığı yerinde, görünümü de iyi, ama sonuçta artık yaşlandı.
Baykal’ın başında olduğu CHP, halktan kopuk bir görünüme sahip. Yerel örgütlerin üye kabul etmediğine dair sağlam iddialar var. Kapalı bir kutu içinde sıkışmış bir Baykal kadrosu tarafından yönetiliyor.
Uzun zamandır Baykal’ın grup toplantılarındaki konuşmalarını izliyorum. Heyecan veriyor, iyi muhalefet yapıyor gibi görünüyor. Ama aslen konuşmaların tamamı “muhalefet”ten ibaret gibi görünüyor. Zamanında yaptığı uyarılar yerinde gibi görünse de, çözüm odaklı bir yaklaşım maalesef göremiyorum.
Sosyal demokrat akımın bilinen, güvenilir çok sayıda ismi CHP’den uzaklaşmış, hatta kaçmış, bıkmış, bırakmış durumda. Dışlanmışlardan bir yeni parti kurulsa, bir CHP daha çıkar. Ama onlar da örgütlenemiyor. Mali güç yok, medya desteği zayıf, heyecan verecek bir çatı bulunamıyor. DSP kendine göre ilkeli bir duruş içinde ve CHP’ye katılımı benimsemiyor.
Görünen o ki, Baykal’ın kadrolarıyla birlikte çekildiği bir CHP, yeniden yapılanabilir, parti içi demokrasi yoluyla oluşacak yeni kadrolarla oy patlaması yapmaya aday, halkla iç içe bir parti haline gelebilir.
Yeni siyaset anlayışı, “proaktif” muhalefet yolu, CHP’yi adeta şahlandırabilir.
Fakat maalesef bunların oluşması için de uygun ortam göremiyorum. Genel başkanlığa aday olmak için delegelerin açık desteğinin gerektiği, adeta oyların açık verilmesi sonucunu ortaya çıkaran bir seçim sistemine sahip CHP. Böyle bir ortamda sosyal demokrat hareketin önde gelen isimleri, bırakın aday olmayı, partiye katılmaktan bile kaçınıyor.
Durum bu şekildeyken, Baykal bugün çekilse, yarın partide bambaşka bir karışıklık da ortaya çıkabilir. Halen adaylığını açıklamış kişilerden CHP’yi yarınlara taşıyacak, hem halkın tanıdığı, hem de heyecan verici politikalar üretecek birisi de maalesef görünmüyor. Genç Umut Oran, sivil toplum tecrübesiyle CHP’de başarılı olabilir mi? Zor. Partiyi içeriden tanımayan, hatta siyasete daha dün girmiş bir isimle CHP’nin yeniden yapılanması, arapsaçına dönebilir, elde bulunan değer de birden kaybolup gidebilir.
Benim fikrim, Baykal bırakırsa, CHP şahlanır. Ama iki hafta sonraki kurultayda değil. Baykal’ın yapması gereken, kurultayda parti içi demokrasiye uygun tüzük değişikliklerini mahkeme kararlarına bırakmadan hemen şimdi yapmak, teşkilatları özgürleştirmek; seçildiğinin açıklanmasından sonra yapacağı konuşmada da, örneğin 6 ay sonrası için bir kurultay ve çekilme sözü vererek CHP’de heyecan ve hareket yaratmaktır.
Bu planlı çekilme, CHP’yi yeniden halkın partisi yapabilir. Bu planlı çekilme, parti içi dinamikleri harekete geçirebilir, küskünleri, dışlanmışları partiye geri toplayabilir, hatta belki DSP ve SHP ile bir birleşme sürecini de bu plana dahil ederek merkez solda birliğin de müjdecisi olabilir.
Baykal ne zaman bırakmayı düşünüyor bilemiyorum ama, bu şekilde bırakan bir Baykal, onursal başkanlığı hak edecek, önceki anlayışı ne olursa olsun, CHP’nin önünü açacak bu hareketi yaptığı için daima saygıyla anılacaktır.
Etiketler: · chp, deniz baykal, kurultay
Konular: gündem · siyaset